Last Drop Cafe




Unreasonably dangerous parents

Tarih: 01:11 12/11/2009 Kategori: Derin Konular

SPRINGFIELD, Mass. — The family of an 8-year-old boy who fatally shot himself at a gun show in western Massachusetts say the Uzi submachine gun jammed twice before he lost control of the weapon and fired into his head.

The family of Christopher Bizilj (bah-SEEL') of Ashford, Conn., says in a civil lawsuit filed Friday that a 15-year-old instructor who cleared the gun and handed it back to the victim failed to provide proper guidance.

The lawsuit names the owners of a gun club where the fair was held, promoters of the event and those who supplied the weapon and ammunition. None of those named in the lawsuit could be reached for comment after business hours Monday.

Bizilj shot himself at the Westfield Sportsman's Club in October 2008.

The boy's family claims the gun was defective and unreasonably dangerous, and they blame the failure to properly service it.



http://www.huffingtonpost.com/2009/11/10/christopher-biziljs-famil_n_351732.html

Internet Servis Sağlayıcıları

Tarih: 15:27 12/10/2009 Kategori: Derin Konular

Kafam pek basmadığından alengilli kampanyalara, bir aylık fatura kaça geliyor fiyatları verilmiştir, hepisi kotasız ve modem alınmayan tarifeye ve Adsl bağlantısına göredir. Amacımız kampanyalar bitince ödenecek faturalara göre karar vermektir.

TTNET

1 mbps 45,31 Ytl
2 mbps 63,81 Ytl
6 mbps 82,32 Ytl
8 mbps 99,00 Ytl*

Smile Adsl
İlk yedi ay için kampanyası var, kotalı fiyatlarıyla vs, bakınız.

1 mbps 45,31 Ytl
2 mbps 63,81 Ytl
6 mbps 82,32 Ytl
8 mbps 99,00 Ytl*

Superonline
Bununda bir çok kampanyası var, Fiber Optik kabloları evinize kadar sokmak gibi, bakınız.

1 mbps 45,32 Ytl
2 mbps 63,81 Ytl
6 mbps 82,31 Ytl
8 mbps 99,00 Ytl*

Biri Adsl
Her tarafı kampanya sitenin maşallah...

1 mbps 45,31 Ytl
2 mbps 63,81 Ytl
6 mbps 82,32 Ytl
8 mbps 49,00 Ytl*

Turknet
Bu da kampanyalardan ibaret bir site...

1 mbps 45,99 Ytl
2 mbps 63,99 Ytl
6 mbps 82,99 Ytl
8 mbps 99,00 Ytl*

*15 Gb kota aşımı sonucu dönem sonuna kadar 512 kpbs cezası...


Yani sağlayıcılar arasındaki yegane fark müşteri hizmetlerinin gıcıklık katsayısı, Turknet'in 99 kuruş espirisini anlamamış olması ve birbirinden anlaşılmaz kampanyaları. Kararınızı kampanyalara göre karar verin, zira bittikleri zaman hepsine aynı parayı vereceksiniz.

Tabii ki Biri Net'in 8mbps olan bağlantısıda her gördüğünü indirmek istemeyenlere ama yine de bir şeyler indirme meraklılarına önerilir.

Ayrıca sizin servis sağlayıcıları ile olan tecrübelerinizi de bilmek isterim. Artık bu blogu okuyan diğer 6 kişi bir yorum yazarlar inşallah.

MHP kola taktı, çünkü kol çok önemli, en önemlisi o!

Tarih: 14:40 30/12/2008 Kategori: Derin Konular

MHP lideri Bahçeli, KA-DER’in kadın adayları desteklemek için hazırlattığı afişlere, ‘Beni siyasi rakibim Erdoğan’ın kolları altına girmiş gibi gösteriyor’ diyerek dava açtı. Bahçeli afişlere yayın yasağı da istedi.

 Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’nin (KA-DER) yerel seçimlerde kadınların desteklenmesi için başlattığı ‘Gerçek Demokrasi İçin Yüzde 50 Kadın Aday’ kampanyasının afişlerine kızan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dava açtı. Bahçeli, kendisini ‘siyasi rakibi Erdoğan’ın kolları altına girmiş, gibi gösterdiğini’ iddia ettiği afişlerin yasaklanmasını istedi.

 

Hürriyet'in websitesi, 30 Aralık 2008

 


Mevzu bahis afiş KA-DER'in sitesinde görülebilir. Devlet Bahçeli'nin "Beni siyasi rakibim Erdoğan'ın kolları altına girmiş gibi gösteriyor." lafı şunu aklıma getirdi;




Böylesi bir muhalefetin muhteşemliğini kelimelerle anlatmak mümkün mü?

Ben de Ermenilerden Özür Diliyorum

Tarih: 18:31 20/12/2008 Kategori: Derin Konular

1915'te Osmanlı Ermenilerinin; kendilerinden önce Osmanlı Sırplarının, Osmanlı Bulgarlarının , Osmanlı Yunanlılarının bağımsızlık hareketine özenerek başlatıkları Büyük İsyan'ı inkâr etmelerini ve emperyalistlerin yarı yolda bırkaması üzerine uğradıkları Büyük Hüsran'ı "soykırım yalanı" ile örtmeye çalışlarını vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin hayal kırıklığını anlamakla birlikte el kışkırtmasıyla ulusal bağımsızlığın kazanılamayacağını öğretemediğimiz için onlardan özür diliyorum.

-Deniz Son, Cumhuriyet Gazetesi, 17 Aralık 2008.

Politik Masturbasyon Aracı Olarak Feysbuk

Tarih: 19:22 25/11/2008 Kategori: Laf Ola Beri Gele

Başlamadan önce Facebook nedir onun üzerinden bir geçelim. Normal bir kullanıcı için Facebook, imageshack'ın mesajlaşma servislisidir. İlk önce okullarda denenmiş, sonra herkese açılmıştır. Herkese açıldığı an İnternet Egosunu büyütme amacına hizmet etmiş fakat asıl özelliği olan "Ulan internet olmasa hiç haberimiz olmayacak birbirimizden" kaybolmamıştır. Sonraları eklenen tarayıcı tabanlı programlar profesyonle ve amatör herkese açılmıştır. Bu da güzel oyun, oynamak film takip etmek hediye almak vermek... tıpkı yontma taş devri sonrası gibi, fakat ışık hızına yakın, ekonomik bir sistem geliştmiştir. Bunun en büyük kanıtı olarak "Standart Amerikan Para Kazanılıyorsa Dava Açılabilir" davaları gösterilebilir.

Beklendiği gibi ekonomik bir düzen gelişecek kadar büyük bir kitlede, kesinlikle Politik hareketlerde vardır. Fakat gerçekte yoktur. Zira bir kaç sayfa aşağıda belirtildiği gibi internet sözlük anlamıyla Post-Moderndir, kimse sizin ne yaptığınızla kendi çıkarı olmadığı sürece kimse ilgilenmez. Özünde sizin kurduğunuz "Benim düşüncemin çükü daha büyük" grubu bir şekilde üye olmuş yada "Çok agite oldum, birilerine saldırmam lazım" kişisi dışında geri kalan dünyanın umrunda değildir. Pek tabii ki burada gerçek hayatta varolan organizasyonların gruplarını ayrı tutmak gerekir, zira Facebook'a bulaşmış olmaları sadece daha çok göze batmak amaçlıdır, misal Hüso Obama gruplarının Youtube kampanyaları vs.

Facebook'ta Politik Masturbasyonu ise, gerçek hayatta eylem koymaya gelemeyen, kendi mutlu ve sıcak Bohem kalesinden dışarı çıkmadan "Benim siyasi görüşlerim var." lafını etmektir.

YAŞASIN FACEBOOK!

BENİM SİYASİ GÖRÜŞÜM DAHA BÜYÜK GRUBU HEMEN KATILIN, çünkü hepinizin bir Facebook hesabı var biliyorum...
Hemen katılın sizinde siyasi görüşünüz dünya çapında daha çok etkin olsun!

Zombi 101 - Zombi istilasında hayatta kalma rehberi

Tarih: 23:23 24/11/2008 Kategori: Laf Ola Beri Gele

Birinci Bölüm
Silahlanmak

-Herşeyden önce pompalı tüfek sevdasından kurtulun. Eli silah tutmayı az çok bilenler zaten daha seri ve etkili silahlara yönelecektir. Silahlar üzerinden teker teker geçelim.

Tabancalar, olmazsa olmaz, yanlız yakın dövüşte küçük kalibre silahlara kesinlike baş vurmayın. Yüksek kalibre silahlara da bel bağlamayın. Niçin? Düşük kalibrenin vurma anındaki etkisi az olacağı için üzerinize çullanmaya hazırlanan birisini durdurmayacaktır. Yüksek kalibre silahlar ise her atıştan sonra eşşek tepmişe çevireceğinden hiç fantazilere kapılmayın. Ancak, yüksek kalibre silahları geri tepmesi size eşşek tepmiş etkisi yaratmasına rağmen zombilerde en azından yumruğunuz kadar bir çıkış deliği de açacaktır.

KON_Air Öneriyor;
9mm yarı otomatik tabancalar her zaman tercih edilmelidir, hem şarjör kapasitesi, hem kontrol olarak optimum performansı verir.

Tüfekler, av tüfekleri gerçekten çok uzaktaki zombilere ateş edebileceğiniz durumlarda mutlaka yanınızda bulundurun. Fakat genel olarak düşük kalibre ve yarı otomatik olsalar bile zor durumda kalabilirsiniz. Fakat bulunduğunuz grup "Disiplin" kelimesini daha önce bir kez bile duyduysa ve mevzu bahis silah düşük kalibre yada saçmalı değilse çok hayat kurtarabilirsiniz. Ayrıca lütfen dürbünü çıkartıp, nişangahı kullanın, keskin nişancı değilsiniz ve asla o kadar uzak mesafeye etmeniz gerekmeyecek.

KON_Air Öneriyor;
Hafif bir tüfek ve taşıyacak adam varsa şehir içinde işe yarayabilir, fakat taşıyıp yorulmanın anlamı yok.

Pompalı Tüfekler, her ne kaslı, süper insan, Doom Marine zannetsenizde kendinizi eğer silah kullanmayı biliyorsanız gerçek bir silah alın elinize. Pompalı tüfeğide grubunuda ki ilk defa eline silah alan insana verin ve sadece kendini kurmak için ateş etmesini söyleyin. Zira daha gerekli bir silahı kullanıp daha faydalı olmak yerine kendinizi boşuna yoracaksınız. Pompalı tüfeklerin tek amacı yakın mesafede nişan almadan refleks atışları yapmaktır, onun dışında hiç bir numarası yoktur, kendinizi kandırmayın.

KON_Air Öneriyor;
Gerçekten silah kullanmayı bilmeyen ama kontrol edebilecek birisine verin, böylece özellikle silah kullanamayanları koruyan birisi olacaktır.

Taruz silahları (makineli tüfekler, tam otomatik tüfekler... vs.) Eğer kullanabilecekseniz bunlar sizi ve grubunuzu hayatta tutacaktır. Seri atışlar ve uzun menzili hiç bir şeye değişmeyin. Hem kontrolleri kolay hemde bakımları kat be kat kolaydır. Tek eksileri tam boy tüfeklerle dar alanlarda sorun yaşayabilirsiniz, bunuda gerçek bir takım gibi hareket ederek kolayca aşabilirsiniz.

KON_Air Öneriyor;
Unutmayın, taaruz silahlarının ötesi yok. Kullanımlarının kolay olması dünyada bu kadar çok savaşın olmasının en önde gelen sebebidir.

Patlayıcılar, bombalar vs. Unutmayın eğer peşinizde binlerce zombi yoksa, ne kadar çok zombi öldürürseniz insanlığa o kadar çok hizmet etmiş olacaksınız. Patlayacıları herkese dağıtmayın, sadece kullanmasını bilenlere. Amacınız askeri bir birliğe yada güvenli bir bölgeye ulaşmak, patlayıcı ve yanıcı maddeler kullanırken sizinle aynı yolu kullanması mümkün diğer insanlarıda düşünün.

KON_Air Öneriyor;
Etrafa verdiğiniz zarara dikkat edin, başkalarının kaçış yolunu tıkamaktan daha kötüsü üstünüze devrilen bir duvardır.

Ev yapımı silahlar, şimdi blog'u kapattırmanın anlamı yok o yüzden yüzeysel geçeceğim,
-Nargileciler... eğer gittiyseniz göreceli olarak daha dandik kafelerin kömürü nasıl yaktığını bilirsiniz. Taşıması zor ve menzili azdır o yüzden kullanımı tehlikeli ve kısıtlı olsa bile, açık bırakarak zombilerin belli bir noktadan gelmesini engelleyebilirsiniz.
-İşler her an sarpa sarabilir, demir çubuklardan Mızrak yapın ve kalkan olarak kullanabileceğiniz eşylar bulun, çok ciddiyim, eğer Romalılar bıçaktan bozma kılıçlar ve tahta kalkanla Dünya'nın yarısını ele geçirebilmişse, sizin de aynı şeyi zombilere karşı kullanmamanız için hiç bir sebep yok.
-Cam şişeler... paslı metal çok önemli asla es geçmeyin.
-Arabalar. Camları teller ve tahtalar ile kapatın. En aşşağı bir ton olan bir araba saate sadece 20 kilometre ile giderek neler yapabilir inanamazsınız.

KON_Air Öneriyor;
Gerçekten ne yaptığınızı biliyorsanız (mızrak yapıp savurmaya çalışmak... vs.) bu tür şeylerle uğraşın (suratınızda patlayan molotovlar ve duvara çarpan arabalar...), yoksa zaman kaybetmenin anlamı yok.

Önemli noktalar;
-Herkesin aynı anda şarjör değiştirmesi intihar etmenin farklı bir yoludur. Grubunuzdakilere "Ateş Etme Disiplinini" anlatın. En iyi nişancı ateş ederken onun görme alanı dışında kalan ve grubuza yaklaşan zombilere geldikleri yönü bağırdıktan sonra ateş etmeye başlayın. Gördüğünüz, önemli olan olmayan herşeyi işaret edin ve ne olduğunu söyleyin. Fakat unutmayın ciyaklayarak yernizi belli etmenin faydadan çok zararı vardır.
-Silahınızda kaç kurşun olursa olsun birisi silahını doldurmaya çalışırken sizde aynı şeyi yapmayın. Ortadan kaldıracağınız tek bir zombi bile herkes silahını doldurmaya çalışırken götünden ısırılmasından daha iyidir. Ayrıca silahınızı dolduruken lütfen ne yaptığınızı da söyleyin, sizin tutmanız gereken alana gereken ilgiyi bir başkası göstersin.
-Boş şarjörleri mümkün olduğunca yanınızda taşıyın, zira kurşunlar genelde kutularda saklanır, size hazır şarjörlere doldurulmuş halde değil.
-Hiç durmadan saatlerce ateş etmeniz gerekebilir, eğer gerekli bakımı yapmayı bilmiyorsanız, öğrenin.
-Ülkemizde Ak 47 ve Uzi gereğinden fazla bulunmaktadır, elinizde ne varsa atıp bunları kullanın. G3A3'e hiç girmiyorum, eğer ağırlığı sorun olmayacak ve herkes nişan almasını becerebiliyorsa "İdam Magnası" formasyonunda sokağın ortasından dümdüz yürüyün.
-Zombi olduğundan emin olamadığınız hiç birşeye ateş etmeyin. Ateş eden daha fazla silah her zaman daha iyidir.
-En önemlisi, sisteme karşı gelmek için son derece yanlış bir zaman;
Polis veya askeri birliğe yaklaşırken dikkatli olun ve istendiğinde ellerinizi kaldırıp yavaş bir şekilde yürüyün.

Haşhaşiyunlar

Tarih: 22:52 20/11/2008 Kategori: Derin Konular

İsmaililer olarak da bilinen Haşhaşiler varlıklarını (1090-1275 arasında) iki yüzyıl sürdürmüştür. Thugların aksine politik hedefleri olan bir organizasyondu bu. Amaçları politik ve dini kurumları birbirinden ayrılamayan bir din olan İslam'ı gerçekleştirmek veya saflaştırmaktı. Thuglarla kıyaslandığında çok az ölüme ve ekonomik zarara sebep olsalar da Haşhaşiler birçok ülkenin devlet düzenini ciddi biçimde tehdit ediyordu ki özellikle İran ve Suriye'de yaygın olan Selçuklular için büyük tehlike oluşturuyorlardı.

 

Weber (1955, s.2)'in de dikkati çekmiş olduğu üzere İslam her zaman bu dünyadaki sosyal düzeni değiştirecek ahlaki bir mesajı yaymaya önem veren bir dindi. İslam içerisinde Terör ise Hinduizm içerisinde olmayan ek bir özelliğe sahipti. Thuglar üç öğe ile alakalıyken (Saldırgan, Kurban ve Tanrı) Haşhaşiler dördüncü bir öğeye ulaşmaktaydı: Düşünceleri dikkat çeken olaylara çekilebilen genel veya ahlaki bir kitleydi bu. Kendileri ile ilgilenen çoğunluklara ulaşmak için kitle iletişim araçlarına ihtiyaç yoktu zira öldürmeye niyetlendikleri kurbanlar kutsal yerlerde ve saraylarda katledilmektedi özellikle de bayram gibi çok fazla tanığın olduğu günlerde öldürülmektelerdi.

 

Dikkat çekmek ile anlaşılmak iki farklı şeydir ve durumun amacı bir kitle yaratmak ise tehdit edilenler teröristin mesajına kendi yorumlarını katarak tehdidin algılanmasını düşürmeye çalışırlar. Bunu yapabilmeleri ihtimali eğer saldırgan yaptıklarından pişmanlık duyarsa veya en azından kaçarsa en fazlaya çıkar. Ancak Katiller loncasının doktrinleri her iki ihtimali de yokedecek biçimde yapılmış gibidir. Yaptığı eylemin kitlesel bir nitelik kazanmasını amaçlayan bir kişinin kaçması pek mümkün değildir zaten. Haşhaşiler yollayacakları katili hayatta kalabileceği düşüncesini bile aklına getirmeyecek biçimde koşulladıklarından kaçmayı bile denemez. Silahı bir bıçaktır "ne zehir ne ok hep bıçak" ve bu silah seçimi bile onun yakalanmasını veya öldürülmesi için özel olarak tasarlanmıştır denilebilir. Pek zaman "(katil) kaçmak için bir teşebbüste bulunmaz ve hatta bir görevden sağ çıkmanın utanç verici bir olay olacağı konusunda bir ima bile vardır". On ikinci yüzyılda yaşamış olan bir batılı yazarın kaleminden alırsak "Aralarından birisi bu şekilde ölmeye karar verdiğinde Şefin kendisi "kutsanmış" olarak addedilen bıçakları kendi elleriyle verir." (Lewis 1967, s. 127)

 

Şehitlik, yani ölümü insanlara "gerçeği göstermek" adına gönüllü olarak kabulleniş, mesaj verme kaygısı taşıyan dinlerin merkezi ve hatta kritik denilebilen bir metodudur. Bu sayede inananların şüpheleri yokedilir ve dini yayma kolaylaşır. Haşhaşileri anlamak Müslümanlık içerisindeki şehitlere, özellikle İslam düşmanlarını öldürürken olan şehitliğe, verilen önemi kavramadan mümkün değildir. Haşhaşi eğitimi açıkça takipçilerini şehitlik için hazırlayan bir eğitimdi. Katilleri adlandırmakta kullanılan fidayeen (kutsanmış veya adanmış olanlar anlamına gelir) kelimesi onların (Thugların kurbanları gibi) kendilerini bütün günahların pişmanlığından azat etmiş ve dolayısıyla "cennete girmeyi" haketmiş dini kurbanlar olarak görüldüğüne işaret eder. (Kohlberg 1976 s. 72)

 

Hinduların tarihi sonu gelmez bir daire şeklinde düşünmesi Thuggeeleri mümkün kılmıştır. Mesaj kaygılı dinler ise tarihin bütün insanların mesajı duyup anlamasıyla gerçekleşeceği şeklinde unilateral bir bakışa sahiptir. Bu amacın gerçekleşmemesi yüzünden bu dinler periyodik olarak varolan ikiyüzlü dini kurumların çürümesi yüzünden dinin gerçek mesajının olacak olan normalötesi olaylarla ortaya çıkarak toplumun inancının yenileneceğine dayanan binyılsal hareketleri olştururlar.

 

İslami binyılcı hareketleri büyük ölçüde (azınlık olan) Şiilerle alakalandırılır. Zira onlar bir mehdinin ortaya çıkarak ortodoks kurumlara karşı yapacağı kutsal savaştan sonra İslam'ı temizleyeceğine inanırlar. Bir dizi Yahudi ve Hristiyan mehdi hayallerinde şiddet var olabilir veya var olmayabilir ancak "Mehdici teorinin temel kısmı cihadı mükemmel bir sosyal düzenin ortaya çıkartılması sürecinde yapılacak silahlı devrimsel bir mücadele metodu" olarak yorumlar. (Hodgkin 1977 s. 307) İnananın görevi Mehdi gelip onu çağırana kadar inancını bütün tutmaktır. İnanan kişiyi düşman Müslümanlar arasında korumak için Şiiler dini dissimulation'a yani takiyyeye izin vermiştir. Ayrıca Saf olanların inançlarını, günümüzde savaş sırasında kandırmaca nasıl maruz görülüyorsa, saklamalarına da izin vardır. Eğer bir fırsat çıkarsa Şiiler "dillerini kullanmalı" veya dini inançlarını açıkça yaymaya çalışmalıdır ancak kılıçların çekilmesi Mehdi'nin gelişinden sonra olacaktır.

 

Haşhaşler diğer müslümanlara karşı kılıçların çekilmesini, gerçekten inanan kişinin başka silahlar kullanabilmesi ve hatta Mehdi'nin gelişini hızlandırmak için yapması gereken şey olarak yorumlamıştır. Bu bağlamda belli silahlara dini önem atfeden daha önceki İslami binyılcı hareketlerine benzerler. Sekizinci yüzyılda varolan bazı kültler kurbanlarını boğmuş ve hatta bir tanesi kurbanlarını tahta sopalarla ölene kadar dövmüştür. (Friedlaender 1907, 1909; Watt, 1973, s. 48) Her durumda seçilen silah kaçışı engellemekte ve şehitliği vurgulamaktadır.

 

Haşhaşiler dinlerinin "dillerini kullanarak" gerçek anlamını diğer Müslümanlara yaymaya çalışan misyonerleri organize eden daha aktif Şii elementlerden köklenmiştir. Her ne kadar kökleri İran'a dayansa da pek çoğu Mısır misyoner okullarında eğitilmiştir bu misyonerler. Mısırdaki Şii (İsmaili) devletinin binyılsal doktrinleri destekleme özellikleri azalınca Haşhaşilerin kurucusu kendi bağımsızlığını ilan etmiş, alınamaz olarak görülen birkaç dağ kalesini ele geçirmiş ve onları bütün anlamda mültecilere açmıştır. Burada Haşhaşilerin kanunun yokolduğu ve insan doğasının mükemmelleştiği harmoni içerisinde anarşik bir durum olarak tarihin mesihsel tamamlanmasını öngören sistematik bir Gnostik teoloji oluşturduğunu görüyoruz. 

 

Thuglar gibi haşhaşiler de devlet sınırları arasında sürekli hareket halindelerdi. Ancak ikisi arasındaki farklar önemlidir. Thuglar kendilerini kar ve kendilerinin o prensin ülkesi dışarısında hareket etmelerine söz vermeleriyle koruyacak prenslerle anlaşmalar yparken haşhaşiler islam'ı tekrardan tek bir topluluk olarak oluşturma amacını güttüklerinden doktrinleri gereği varolan bir İslam devleti içerisinde varolamayacak uluslararası bir komplo oluşturma hedefindelerdi. Dolayısıyla dağınık dağ kaleleri veya şehir devletlerinen oluşan kendi devletlerini kurmak zorundalardı.

 

Belki de tarihte ilk defa bir devletin temel varoluş amacı uluslararası terör yaratmaktı. Devlet bir dizi gerilemeden sağlam çıkacak, ve sağlam çıkan, etkili ve dayaniıklı bir organizasyonun yaratımı için imkanlar sağlıyordu. Daha önceki binyılsal birliktelikler çok dağınıklardı, üsleri rahatlıkla ulaşılabilir haldeydi ve onların sonuç olarak önemsizlikleri tarihçilerin bile onları kaale almamasına yolaçıyordu ki onları bize bilinebilir kılacak tek kaynak tarihçiler idi. İzolasyon Haşhaşilere yarı monastik bir yaşam sürdürmelerine ve liderler, misyonerler ve fidayeen yetiştirmelerine imkan verecek hem alanı hem de zamanı sağlıyordu. 50 yıl sonra şehir merkezlerindeki popüler desteği kaybetmelerine rağmen 150 yıl, ki Moğol ve Arap orduları devletlerini yoketmeseydi daha da uzun sürebilirdi bu varlık, varlıklarını sürdürmüşlerdir. (Hodgson, 1955 s. 115)

 

İşlerini kolaylaştırmak adına, kendilerine sempati duyan şehirlerde kendilerine destek veren hücreler ağı oluşturmuşlardır. Pek sık olarak devlet içerisinde anahtar rol oynayan kişiler, ama rüşvet ile, ama korkutma ile, ama kendilerinden yapmayla, Haşhaşilere destek vererek onlara iç destek vermiştir. Ortodoks müslümanlar içeriden verilen desteğin önemini anladıklarından Haşhaşiler algıları düşmanlarını dost olarak gösterip manipüle etmiş, şüpheleri ve kafa karışıklığını arttırmışlardır.

 

Başarılı bir suikast politikası, öldürme eylemini misyonerleri korumak için gerekli bir ölçü olarak kabul edilmesine bağlıydı. Bu sayede fidaykeen gibi profesyonel askerler, konvoyun kendisi saldırıya uğramadıkça savaşa girmeyen silahlı gemi eskortlarına benzetilirdi. (Tugwell, 1979 s.62) Kurbanlar, uyarıları dikkate almayan dini veya politik liderler olup bu kaale almayışları yüzünden Yeni Vaaz'ın duyulmasına engel olmak ve İslam içerisindeki çürümenin karmaşıklığını gösteren insanlar olarak kendilerine yapılacak bir saldırıyı üstlerine çekiyorlardı.

 

Haşhaşi efsaneleri, her binyılcı grubunkiler gibi, aydınlatıcıdır. Aralarından bir tanesi fidaykeen ile kurbanın ilişkisine dairdir. Haşhaşiler genç bir üyeyi, devlet içerisinde yükselmiş bir memurun hizmetine verir. Bağlılığı ve becerisi ile efendisinin güvenini yıllar içerisinde kazanan genç hizmetkar uygun bir zamanda bıçağı efendisinin sırtına saplayacaktır. Kişisel veya normal hislerden olan bu olağanüstü bağışıklıkları yüzünden diğer Müslümanlar tarafından "haşhaş yiyiciler" (hashashin) olarak adlandırılmışlardır. (Her ne kadar kanıtlar herhangi bir uyuşturucunun kullanıldığını göstermese de takiye doktrini ve eğitimlerinin çocukluktan itibaren başlaması belki fidaykeen davranışını açıklayabilir) Efsane de önemlidir çünkü bu duyulduğunda kitlenin bir tepki duymasına yolaçar. Her yerde Haşhaşiler korku ile karışık bir saygı duyurmuştur. Kendi davalarına yakın olan insanlar bu adanmayı takdire şayan bulurken, kendilerine düşman olanlar bunu nefret dolu, iğrenç ve insanlık dışı bir fanatiklik olarak görmüştür. Daha az belli olan ancak daha da ilginç olan şey, belki de ikisinin arasında kalan nötrlerin tepkisini görmek açısından bir ipucudur bu, katil teriminin ortaçağ Avrupasındaki anlamının değişmesidir. En başta adanmışlığı imleyen bu kelime daha sonra hainlik ile öldüren kişiyi niteleyecektir (Lewis 1967, s.3)

 

Bir suikast planının potansiyel kullanımı bellidir. Dramatik bir biçimde ayarlanmış suikastler, bir olaya dikkatleri inanılmaz bir biçimde çeker. Müslümanlık bağlamında da iktidarın kendisi oldukça kişiseldir "Bir sultan öldüğünde orduları otomatik olarak dağılır. Bir Emir öldüğünde toprakları karmaşa içine girer" (Hodgson 1955, s. 84). Savaşa bir alternatif olarak düşünüldüğünde bu suikastler ahlaki bile görülebilir. Katil belki ayrımcı olabilir; güçlü ve suçluya saldırırken olayda büyük ölçüde masum olan çoğunluğa dokunmaz.

 

Bir suikast poltikasının yarattığı problemler zaman içerisinde belli olmaktadır. Bir dizi suikast olayların normal gidişhatı içerisinde yoğun bir sosyal düşmanlık yaratmalıdır; bazı liderlerin sahip olduğu popüler tanınma varolacaktır ve suikastlerin kendisi bir hainliği imleyecektir. "Savaş içerisinde iyi niyet olabilir ama bu, önceden uyarmadan yapılan cinayette yoktur. Her ne kadar Müslümanlar... sıkça ... suikasti uygun ve ... sık ve kabul edilen bir politika olarak görse de bu (suikast) politika hem onları hem de bütün insanlığı korkutan bir hale gelmiştir" (Hodgson 1955, s. 84). Benzer bir mantık Immanuel Kant'ı (1948 s. 6) katilleri kullananları da suçlu olarak nitelemesine neden olmuştur çünkü böylesi bir güven kırılması nefreti arttırırken bir tarafın diğerini yoketmeden oluşabilecek barış ihtimalini azaltır.

 

Beklenilebileceği gibi ortodoksların verdiği tepki fidaykeenlere sempati duyduğu düşünülen insanları öldürmek olmuştur (Hodgson 1955, syflr 76-77, 111 - 113). Haşhaşiler dikkate değer bir kendilerini sınırlama ile tepki vererek karşı saldırı fırsatlarını görmezden gelmişlerdir. Şehirsel terör olayları, ortodoks kesimin evlerinin yakılması gibi olaylar olmuştur ancak bunlar o kadar düzensizdir ki asiler başka bir suikastin, bu tepkileri doğurduğunu düşünmüşlerdir. Bu sınırlamanın politik sonuçları ise bellidir, kırk yıldan sonra haşhaşilere şehirden verilen destek kesilmiş ve katliamlar da durmuştur (Hodgson, 1955 s. 115)

 

Tek ve stilize bir saldırı biçimine olan bağlılık kafa karıştıran bir niteliktedir. Haşhaşilerin öncülü olan binyılsal gruplar suikasti çekici bulmuşlardır ama başka metotlar da kullanmışlardır. Kendilerinden önce gelenlerden farklı olarak Haşhaşiler diğer taktikleri kullanabilecek kaynaklara sahiptirler ve böyle yapmayarak kaybedecekleri de çok şey vardır. Ancak yine de Haşhaşi orduları sadece kendi şehirlerini korumuş ve karavanları yağmalamıştır, bunun nedeni olarak haşhaşi doktrini içerisinde savaş ve suikast arasında yapılmış olan bir ayrım gösterilebilir. Bu örüntü, bu hareketin tarihinde taktik sebeplerden ötürü ortodoks bir topluluk olmaya karar verdiği zaman gözönüne alındığında bariz bir biçimde göze çarpar. "3. Hasan Şehirleri ve bölgeleri ele geçirmek için memurları ve kutsalları öldürmek için katiller yollamaktansa ordular yolladı; ve köylerde camiler ve hamamlar yaptırarak kendi hükümranlığını katillerin ini olmaktan çıkartarak komuları ile ailesel ittifak bağlarına sahip saygın bir krallığa dönüştürdü." (Hodgson, 1955 syf. 217 - 239; Lewis, 1967, s. 80). Hristiyanların haşhaşiler ile olan çatışmaları da bıçağın sadece inanca ihanet eden kişiler için kullanıldığı, kılıcın ise bu inancı hiç kabul etmemiş kişilere özel kullanıldığı bakışını yansıtır zira haşhaşiler Suriye'de istilacı Haçlılar ile karşılaştıklarında fidayeen'lerini değil ordularını kullanmışlardır. (Lewis, 1967, s. 108)

 

Taktiklerini değiştirmeye duydukları veya kaynaklarını daha etkili kullanmalarına yönelik özel direnişlerinin kökleri, bütün binyılcı grupların doktrinleri gibi, ana dinin temel yargılarının tekrardan yorumlanmasında aranabilir. Binyılcılar için bu temeller dinin başarısının sebebidir ve bu temellerden vazgeçilmesi dinin sözünün gerçekleştirilememesinin de nedenidir. Muhammed'in hayatı Haşhaşi stratejisine bir model olmuş olabilir. Grup, mesela, ıssız alanlardaki barınaklara (dar-el hijra) çekilerek başlamıştır, ki bu karar "Muhammed'in hayatından yapılmış olan bir taklittir" zira kendisi de Mekke'deki insanları kendi dinine çekemeyince kendsine daha dost olan Medine'ye kaçmıştır. "Medine İslam'ın ilk dar-el hijra'sıdır, ilk sığınılan yerdir ki buradan zafer ile, kişinin kendisinin suçlanarak kaçtığı, inanmayan topraklara zafer ile dönülmüştür" (Hodgson, 1955, syf. 79-80). İslam takvimi bu olaya dayanır ve kişinin tekrardan başlamak üzere kendisini çekişi İslam içerisindeki binyılcı grupların ve Mısır'daki Müslüman terörist grupları üstünde yapılan araştırmalara göre günümüzde de devam eden bir şeydir. (Hodgkin, 1977; Ibrahim, 1980)

 

Muhammed'in Medine'deyken daha önce görülmemiş bir biçimde askeri güç ve suikastçi kullanması özellikle eğitici olmuştur denilebilir. Aslen ordunun iki görevi vardır, Müslüman topluluğu saldırılara karşı korurken, ticaret karavanlarını yağmalamaktadır. Aynı şekilde de, o İslam içerisinde veya kıyısında olan ve Muhammed'in bazı öğretilerine karşı çıkarak saldırıları "teşvik" eden "ikiyüzlü" (münafık)önemli kişilerin öldürülmesine de izin(?) vermiştir. Bu kişilerin ölümleri kendi takipçileri arasında İslam için gizil sempati duyguları ortaya çıkartmıştır. Saflaşma süreci veya dinin orjinal çekirdeğini sağlamlaştırma yayılmanın önşartı gibi görünmektedir. Muhammed topluluğun evrensel olabileceğini düşündüğü zaman orduya ilk saldırı görevi verilmiş ve suikastler durmuştur!

 

Suikastin diğer özellikleri de müstehcen bulunmuştur. Haşhaşilerin yaptıkları işler kendi inançlarındaki yetersizliklerin bedelini ödemek veya telafi etmek için yapılan şeylerdir. Normal sınırlamaları veya kurbana duydukları kişisel bağlılıkları aşma becerisi adanmışlığın ciddi bir ölçüdür. Örneğin her olayda suikastçi ve kurbanı akrabadır ve aralarındaki bağdan daha güçlü bir bağ yoktur diye bilinmektedir. Kurbanların kendilerini savunma ihtimali de yoktur (uyuyor olabilirler kadın veya yaşlı adamlar olabilirler) ve pek zaman saldırganın merhametini duyduran meşgalelerle uğraşmaktadırlar (çocukları ile oynuyordur veya sevişiyordur vb.). Muhammed'in bilinen takipçileri olarak suikastçiler kurbanlarına sadece kendi inaçlarını reddederek veya Allah'ın Peygamberini reddederek ulaşabilirler.

 

Daha önceki suikastçiler ile daha sonra ortaya çıkan fidayeen arasındaki önemli bir farklılık da bir grup Muhammed'e yargılama için dönerken, diğeri aktif olarak şehitliği aramaktadır. Bu farkı açklarken fidayeenlerin köklerinin Şii ve İsmaili sektlerine dayandığını hatırlamak gerekir. Bu gruplar kendilerini, Muhammed'in gerçek vasileri olarak gördükleri, Ali ve Hüseyin'e bağlarlar. Ali ve Hüseyin'in kendileri de suikastlere izin verdikten sonra şehit olmuşlar ve onların şehitlikleri takipçileri tarafından İsa'nın tutkusu Hristiyanlara ne ifade ediyorsa onun kadar merkezi bir olay olarak görülmüştür.

 

Haşhaşilerin kendi taktiklerini nasıl meşru kıldıkları konusunda ana kaynaklara hala sahip olmasak da kendilerini İslam'ı saflaştırma çabası içerisinde gördükleri ve savunmacı biçimde hareket ettiklerini göstermek adına inanılmaz çabalara girdiklerini biliyoruz. Fidayeenler kendilerini özel bağların veya kişisel duyguların inancı göstermek adına yok sayılması gerektiği durumlara atmaktadırlar. Haşhaşi orduları ise hicret içinde tek bir amacı varken daha sonra muhtemelen başka görevler alacaklardır. Öncüller, Muhammed'in ve Şiilik içerisindeki önemli şahısların hayatını bilen kişiler tarafından iyi bilinmektedir. Hakikaten de inananlar açısından, kendi inançlarını oluşturan kişilerden türetilmiş fikirlerden daha ikna edici birşey var mıdır?

 

Terrorism In Perspective - Pamala L. Griset - Sue Mahan - Sage Publications, 2003 - Sy 20-24

Çeviren: Özgür Ozan "Darksoul" Çakmak


Postmodernizm üzerine kısa bir yazı

Tarih: 00:17 20/11/2008 Kategori: Derin Konular

Modernizme karşı bir hareket olarak postmodernizmin kendisini ortaya koymasının sebebi olarak modernizmin temelinde yeralan rasyonelizmin veya aydınlanmanın aşırılaşmasıdır. Şöyle ki akılcılığın getirdiği tek anlamlılık, tek metot ve pozitivizme yapılan vurgu dine karşı ortaya çıkmış olan aydınlanma devrimi bilimi tanrının yerine koyarak bir açıdan kendisini dinleştirmiştir. Bilimin en yüce değer olarak ele alınması bilim üreten devletlerin kültürlerinin de diğerlerinden üstün görülmesine yolaçarak bir nevi kültürel hegemonyanın doğmasına sebep vermiştir.

Veya kısaca böyle der postmodernistler kendi doğuş noktaları sorulduğunda. Buna çözüm olarak ise Paul Feyerabend'in "Anything Goes" şeklinde veciz bir biçimde ifade ettiği gibi herşeyin doğru olarak kabul edilmesini önerirler. Bu ilk bakışta kaotik bir anlama sahip olmasına rağmen kullanımını gördüğünüzde çok rahat anlayabileceğiniz bir tanımlamadır. Avrupa'da "bilimsel" usule göre yapılan tıp da tıptır, Çin'de bitkilerle veya akupunktur ile uygulanan tedaviler de tıptır. Bu anlayışın söylediği şey birisinin diğerinden daha değerli olmadığıdır aslında. İşe yaradığı sürece o da, öbürü de kullanılabilir.

Postmodernizmin getirdiği yapısökümcülüğün ve anlambozumculuğunun en rahat görülebileceği ortam edebiyattır.  Yazarın öldüğünü ilan eder postmodernizm, yani artık bir roman veya yazılmış herhangi birşeyin anlamını belirleyen kişi yazar değil, okurun ta kendisidir. Bir romanın anlamı, o romanın okuyucusuna neler çağrıştırdığında gizlidir, yoksa yazarın bunu neyi düşünerek yazdığında değil. Bir anlamda kelimelerin yayınlandıktan sonra herkesin yorumuna açık olmasıdır bu.

Siyasal olarak postmodernizm ise bu çokanlamlılık ve çokkültürlülükle bağlantılı olarak küreselleşen dünyada demokratikleşme hareketleri ile bağlantılıdır. İnternet, bu anlamda postmodernist devrimin gerçekleşmesi bakımından önemli bir ortamdır. Sınırların ve uzaklıkların kaybolduğu, kültürlerin kaynaştığı bir ortam olarak internet tam olarak postmodern bir dünyadır.

- darksoul

Warhammer 40k necron zılgıtı

Tarih: 02:10 19/11/2008

Eveet ciddi yazımızı yazdıktan sonra geyik yazımızı da yazmaya hak kazandığımızı düşünüyorum. (Değil mi KON'cuğum?)

-Hayır.

Bu yeni çıkan oyunlar var ya. Fallout 3, Need For Speed falan. Onlarla alakalı olmayacak. Aslında hepimizin içinde kanayan bir yara olan, daha doğrusu Warhammer 40k Dawn of War oynayanların içinde kanayan bir yara olan, bir duruma değinmek istiyorum.

-Benim içimde yara değil, 1.3 patch'inden sonra Relic benim için bitmiştir

Necron.

Veya kısaca ben oyunu yeni oynamaya başladım, gerçek zamanlı strateji nedir hiiiç bilmiyorum öyle tıklıyım kazanıyım tarafı.

-Sanki SM, IG, Tau ve DE öyle değil.

Şimdi efenim, bir kere bu deyyusların diğer ırklarla alakalı bir ekonomisi yok. Bilen bilir, Wh40k'da iki tane kaynak vardır. Biri savaş alanındaki özel bölgelere bayrak dikerek, üstüne de dinleme noktası (listening post) koyarak artan requsition point. Diğeri de üssünüze diktiğiniz, veya orklarda attığınız, güç jeneratörleri ile üretilen elektrik gücü (power).

İlk tier üniteler genelde sadece req. puanı yerken daha gelişmiş birimler güç de yemekte. Buraya kadar çokzel çok başarılı.

-Çokzel ne lan?

ANCAAAK bu necron kardeşlerimizin req puanı diye bir dertleri yok. Bütün binaları ve birimleri power kullanmakta. Ha tabii req de ele geçirebiliyorsunuz çünkü birimlerinizin yapılışını hızlandırıyor. Dolayısıyla filozof Jagger'in de dediği gibi "Zaman sizin yanınızda"

-Jagger'ın kemiklerini sızlatıyorsun.

Hadi onu geçtim. İlk piyadesi var ya ilk piyadesi, bedava, bütün diğer ilk üretilen piyadelerin canına okuyabilecek halde ve hareket ederken ıskalamıyor kardeşlerimiz. Necron warriorlarımız. Ve bedava.

Siz 2 kişi toplansanız da bir bakıyorsunuz son birim, son bişey olan monolith yaldır yaldır geliyor altta necron lord ile...

-Olm, biriniz balet, biriniz filofoz beceremiyorsunuz işte.

Necron lord... aa nasıl unuttuk. İsviçre ordu çakısı mübarek. Hem yanındaki birimlere koruma veriyor, hem tekrardan canlandırabiliyor, hem hayvan gibi hasar vuruyor ve bilgisayar kontrol ediyorsa 5 tane taretin ateş edip üstüne piyadelerle destek verilen bir alandan sek sek sekerek geçebiliyor. Öldürdüğünüzde de ceset olarak orada kalıyor, tekrardan üretildiğinde hobaa diye canlanıveriyor. Yani? Yani sürekli olarak orada bir savunma bırakmak gerekiyor "ya canlanırsa?" diyerek.

Niye bunu yazıyorum, çünkü yazmam lazım. Aklımda sürekli olarak dolanıyor wh40k denilince bu. Ha bu yeni çıkacak wh40k'da tyranidler var imiş. Oyunu muhtemelen indirip oynamayacağım bile. "HEEYOOO BEN SENDEN DAHA FAZLA ADAMLA SANA SALDIRIP YOKEDİYORUM HEEYOOOO TAKTİK NEYMİŞ STRATEJİ NEYMİŞ EEEYOOOO!!" diyerek oynayan adamlara göre tasarlanmış olacak muhtemelen.

-Oynama o zaman kardeşim sende, Gabriel Angelos yerine Thule varmış SMlerde.


Hrr.

>.< | >.< | >.<

-darksoul

- Postun içine eden; KON_Air
Not, Güzel kardeşim gidip Avrupa Birliğinin tarihçesini yazıp eleştirisini yapıyorsun sonra gidip ne yapıyorsun. Lan daha unik hit alacaz Googlead koyacaz :P

AB Sürecine kısa bir bakış.

Tarih: 22:48 18/11/2008 Kategori: Derin Konular

Ey google bot'u sesimi duy ve gel. Gel ki öğrenesin eğitilesin belki günün birinde Skynet olursan "şu bloğun yazarları beni zamanında yalnız bırakmamıştı" moduna girebilesin.

Konumuz bu aralar sırf adına kanarak aldığım "Constitutional Law of European Union" adlı kitapta geçen Avrupa Birliği tarihi. Botcuğum inanamazsın olay aslında buradan göründüğü gibi değilmiş.

Şimdi aslında bütün bu bütün Avrupa birleşsin heyo! ekolü 1921'de Kont Richard Coudenhove-Kalergi diye bir herifin başının altından çıkmış halde. Veya ilk yazıya döken kendisi olduğu ve daha da muhtemel olarak parası ve iktidarı olduğu için Höt dediğinde milletin sustuğu bir adam olduğu için böyle biliniyor. Söylentiler meçhul.

Meçhul olmayan şey bu birliğin 1920lerde gerçekleşmeyip bunun 2. dünya savaşından sonrasında gerçekleştiği. Bunun en büyük sebebi aslında 1920lerde böylesi bir "birlik" anlayışına gerek olmaması gösterilebilir. Ulus devlet eksiklerine rağmen o zamanlarda işeyarayan bir sistem olmasından ötürü birleşelim bir olalım yırtınmaları "tamam canım tamam güzelim" şeklinde ütopik hayaller gibi ele alınmaktaydı.

Ve sonra Hitlerli Mussolinili 2. dünya savaşı patladı. Neler olduğunu biliyorsunuz, tekrardan anlatmaya gerek yok. Ama sonucunda üç önemli şey oldu. Birincisi Nazilerin ulus devleti tanrılaştırmasından ve bunun sonuçlarından ötürü "aa lan süper bişeymiş bu" diye bakılmaz hale geldi. İkincisi, ikinci dünya savaşı çoğu avrupa ülkesini iflas ettirdi ve üçüncüsü de eski politik düzenin, ve onla bağlantılı olan koalisyonlar ve tehditlerin, yokluğunda oluşan politik vakumun yerine birşeyler aranıyordu.

Bu ortam Avrupa Birliğinin doğumuna zemin hazırladı demek yanlış olmaz.

AB, yoruldum Avrupa Birliği yazmaktan, için atılan ilk adımın nedeni Fransızların, yenik Almanya'nın kömür ve çelik merkezi olan Ruhr ve Saat'ı kendilerinde tutma istekleriydi. Fransız ve Alman kömür ve çeliğini ortak bir çatı altında toplamak Almanya'yı sınırları içerisinde tutmaya yardım edecekken uzun vadede de Avrupa politik kurumlarını ve ekonomik gelişmeye de destek olacaktı.

İşte bu 1950'de Schumann Deklarasyonu ile gerçekleşti. Metinde denen şey kömür ve çelik üretimini ortak bir yapı altında birleştirmenin bir Avrupa federasyonunun kurulması açısından ilk adım olduğuydu. Hatta AB'nin kurulmasında etkili isimlerden olan Hallstein, bu deklarasyon için AB'nin bir nevi kuruluş manifestosudur diyecekti daha sonra.

1951'de Paris Anlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Kömür ve çelik pazarını regüle eden, sınırlardaki gümrük görevlerini ve bu iki ürünün ithal ve ihraç edilmesi konusundaki bütün kontrol mekanizmalarını kendisinde topluyordu. Pazarda fiyatları artıp azaltması ise bu iki ürünün çok veya az üretilmesine bağlıydı.  Kendisine üye ülkelerin kanunlarını sallamaması sebebiyle federal özelliklere sahip olduğu söylenebilir bu topluluğun.

Avrupa entegrasyonu için atılan ikinci adım daha politik bir yapıya sahipti. 1950lerin sonu ve 60ların başı dünyada yaşanan krizlerden ötürü çalkantılı bir dönemdi. Fransız dışişleri bakanı Pleven, kömür ve çeliğe yapıldığı gibi, devletlerin kaynaklarını kendi içerisinde bir Avrupa ordusuna da sahip olacak Avrupa Savunma Topluluğu içerisinde toplamayı önerdi. Ancak devletlerin oluşturduğu ortak bir ordunun olması onu kontrol edecek güçlü kurumlara da ihtiyacın olmasını doğurdu. Bu yüzden yeni yaratılmış olan AKÇT'nin kurulacak olan Avrupa Politik Topluluğu için bu sorunu halledecek bir eskizle gelmesi önerildi.

Ancak Fransızların ortaya attığı bu öneri yine Fransızlar tarafından çöpe attırılacak ve 2000lere kadar da ortak orduya duyulan istek yokolacaktı. Fransız Millet Meclisi, bu tasarıyı ulus devlete karşı bir tehdit olarak görüp mecliste n geçirmeyecek, üye ülkelerden İngiltere ise NATO yardımı ile zaten sağladığı güvenliği başka bir topluluk ile sağlamanın salakça olduğunu düşünüp hiç katılmak istemeyecekti.

1953te ise Hollanda dışişleri bakanı Beyen sadece ekonomik alanda bir birleşme, ticaretin önündeki engelleri kaldırmak isteğiyle temellenmiş bir birleşme önerecekti. Bu ise ulusal bağımsızlık açısından bir tehdit olarak görülmediğinden 1956'da Belçika başbakanı Spaak'ın yazdırdığı rapor eskiz 1957i Roma anlaşmalarına dönüşecekti. (Anlaşmalardan birisi Fransızlarla atom enerjisi konusunda yapılmıştı.) Bu anlaşmalar AKÇT'ye üye olan aynı altı devlet tarafından inzalanıp 1 ocak 1958'de yürürlüğe girmiştir.

Roma anlaşmasından sonra AB açısından olan ve onu oluşturan en önemli olay Maastricht Anlaşmasıdır. Roma anlaşması politik ve ekonomik birliğin oluşmasını sağlamışken üye ülkelerin politik çıkarlarının peşinden gitmesi ekonomik olarak çalkantıya yolaçabileceğinden ötürü politik olarak yönlendirici olan devletlerarası bir kuruma ihtiyaç duyulmaktaydı. Bunun yanında üye devletlerin sahip olduğu farklı para birimlerinin getirdiği harcamaların gereksizliği ve ortak bir parabirimine geçiş isteği de vardı.

Bu ihtiyaçların sonucu iki anlaşma yerine Maastricht Anlaşması olarak bilinen belge olmuştur. Ve birliğin günümüzdeki üç sütunlu yapısını oluşturmuştur. Bir tarafta AB vardır, diğer tarafta Ortak Dış ve Güvenlik Yasaları ve Adalet ve İç İşleri bulunur. Ancak bu o kadar da birleşik bir yapı değildir, bu sütunların her birisinin farklı kurumsal dengeleri bulunmaktadır. Bazıları doğası gereği daha devletlerarasıyken ve Komisyon ve Avrupa Adalet Mahkemesi içinde daha küçük rol oynarlar.

Sıkıldım okuyucu. Okuduğun için teşekkürler.

- darksoul


{ } { Sonraki Sayfa }
real time tracker
Staples Coupon

Sırf Gugıl mı bizi gözetleyecek :P